Aktüel

8 Saniye filminin oyuncusu Esra İnal ve İpek Sorak röportajı

By

on

8 Saniye filminin oyuncusu Esra İnal ve İpek Sorak röportajı8 Saniye filminin oyuncusu Esra İnal ve İpek Sorak röportajı

“Güneşin Samanyolu Galaksisi içerisinde bir tam dönüşü 255 milyon dünya yılına denk geliyor. Dolayısıyla güneşin perspektifinden dünyaya baktığımızda, 70-80 yıllık bir insan ömrü, aşağı yukarı 8 saniyeye denk geliyor. Peki insanlar hayatlarının 8 saniye, yani yanıp sönen bir ışık kadar olduğunun farkında olsalardı bu hayatı nasıl yaşarlardı?

Milliyet gazetesinden Gülriz Arslan’ın yapmış olduğu 8 Saniye filminin yapımcılardan İpek Sorak ve Esra İnal işe yapmış olduğu röportajı…

Bir gün filminiz olacağını biliyor muydunuz?

Esra İnal:Şöyle biliyordum; şimdiki hocam Don Miguel Ruiz’le tanıştığımda perişan haldeydim. Ona “Tek istediğim bana yardım etmeniz, kendimi derleyip toplamak, şu rüyaların bitmesi” demiştim. O da “Aslında çok güzel şeyler yaşıyorsun. Daha da güzel olacak. Bir gün kitabın, filmin olacak” demişti.

“Ne uçuyorum ne üfürükçülük yapıyorum”

İpek Hanım, siz de Esra Hanım gibi rüyalar görüyorsunuz değil mi?

İpek Sorak:Ergenlik yıllarımda bir gece hiç tanımadığım birine âşık olduğumu gördüm. Ve bir süre rüyalarımda hep onu gördüm. Onu görebilmek için erkenden uyumaya başladım sonra. Beni hayattan koparacak seviyede bir duygusallık yaşıyordum. Yıllar sonra bununla ilgili bir senaryo üzerinde çalışırken bir arkadaşım “Benim böyle şeyler yaşayan bir arkadaşım var; Esra” dedi. Hemen aradım ama o hiç ciddiye almadı beni.

Neden ciddiye almadınız?

Esra İ.:Belgesel çekecekler sandım. Ben seminerler veriyorum. Sevgi, hoşgörü, Merhamet gibi güzellikleri tetikleyen şeyler anlatıyorum.
O seminerlerin belgeselini çekmek isteyenler oluyor ama onlar belgeseli yapılacak değil, tecrübe edilecek şeyler. Çünkü ben ne uçuyorum ne üfürükçülük yapıyorum. Bir de Türklerden korkuyordum. Genç kızların “Seni manken, oyuncu yapacağım” diye kandırıldığı anlatıldı hep bize.

“O çıldırmalar gerçek”

Ciddi olduğunuzu nasıl anlattınız Esra Hanım’a?

İpek S.:Ömer’le kalkıp yaşadığı yere, Berlin’e gittik.

İlk karşılaşma anı?

İpek S.:Buluşacağımız yere gittik. Kapının önünde, kalabalığın içinde zıplayan bir kız… Fotoğrafını görmüştüm Facebook’ta, tanıdım. Çok alımlı, egzotik bir tip. “Ömer ister misin hikayesi iyi çıksın, birde kendini oynasın” dedim.

Esra İ.:Hemen
çok iyi anlaştık. Ömer “Bir film düşünüyoruz. Sen oynayacaksın” dedi.

İpek S.:Ertesi Sabah 11’de buluştuk. Gece 12’ye kadar hayatını anlattı Esra. Sonra filme girecek hikayeleri seçtik.
O kadar çok hikaye varki… Bence dört film çıkar o hayattan; biri romantik komedi, biri korku…

Esra İ.:İki hafta sonra İstanbul’a geldim ve biz bir aile olduk.

Filmin ne kadarı gerçek?

İpek S.:Esra bire bir gerçek. Ama yan karakterlerde değişiklikler yaptık. Aslında beş kardeşler, filmde üç mesela.

Esra İ.:Bütün bir hakikatin 120 dakikada hakkını veremezdik. Ama
o iniş çıkışlar, çıldırmalar gerçek.

İnsanın kendini oynaması değişik bir tecrübe olsa gerek…

Esra İ.:Duygusallaştığım anlar oldu. Bazı sahnelerden önce kendimi dolduruşa getirdim. Üzüntülü bir sahneyse o üzüntüyü aramaya başlıyordum içimde ya da korkutucu bir sahneyse kendi kendimi korkutuyordum.

Hiç oyunculuk yapmış mıydınız?

Esra İ.:Filmdeki ilk sahnemden önce hiç kamera karşısına çıkmamıştım. Ve o ilk anda da kameranın nerede olduğunu bilmiyordum!

İpek S.: O doğallık bizim için pozitif bir şeydi. Utanma duygusu olmayanlar çok daha kolay oyuncu olabiliyorlar. Esra’da utanma duygusu hiç yok.

“Kız çocukları hep birilerine emanet edilir”

Filmde eniştenizin, ilk eşinizin, sevgilinizin hep size bir sahip çıkma durumu olduğunu görüyoruz. Sonra bir an geliyor aynaya bakıp “Bundan sonra sen bana emanetsin” diyorsunuz…

Esra İ.:O “Hiçbiriniz bana bakamadınız, bundan sonra ben kendi kendime bakacağım” gibi bir isyan değildi. Orada “Benim de hakkım yoktu size bunu yapmaya” da diyorum aslında. Hiç kimse mecbur değil bir başkasının sorumluluğunu almaya.

İpek S.:Oysa bizim kültürümüzde kız çocuğu hep birilerine emanet edilir.

Sponsor Bağlantılar

“Hiç kendi evim olmadı”

Nerede yaşıyorsunuz?

Esra İ.:Üç senedir Ömer ve İpek’le yaşıyorum, çok mutluyum onlarla. Birlikte çalışıyoruz, evimize gidiyoruz, filmimizi seyrediyoruz, güzel şeyler konuşup yatıyoruz.

İpek S.:Biz alışkınız zaten, bizim evin geleni gideni çok olur.

Bir gün kendi eviniz olsun ister misiniz?

Esra İ.:Burada da, Berlin’de de bir evim olsun isterim. Hiç kendi evim olmadı, hayatımda hiç ev döşemedim. Ama hep hayal ettim; yerler beyaz ahşap olsun falan…
Ne istiyorum biliyor musun? İki evim arasında gidip geleyim, seminerler vermeye devam edeyim, arada da oyunculuk yapayım…

Esra İnal:“Rüyamdaki her şey şu an buradaki kadar gerçek geliyor”

O rüyalar, duvarın arkasını görmeler, uzakta bir yerdeki konuşmayı duymalar… Nedir bunun adı?

Başta ben de ne olduğunu öğrenmek istedim. Ama sonra her şeyi adlandırmak zorunda olmadığımı gördüm.

Rüyalarda ne görüyorsunuz tam olarak?

Etrafıma bakıyorum. Her şey aynı. Ama sanki ilk defa görüyorum her şeyi. Ağaç deyince ağaçla ilgili bilgiler geliyor ya aklımıza, o bilgiler gidiyor, her şeyle kendimi bir hissediyorum. Terimler, kelimeler, yorumlar kalkıyor ortadan.

“Böyle şeylerin içinde debelenmek doğru değil”

Ve bu size kendinizi kötü hissettiriyor?

İnsan yeni bir şeyle karşılaşınca ilk gösterdiği tepki korkudur. Ben de korkuyordum. Rüyamdaki her şey, en az şu an burada yaşadığımız kadar gerçek geliyor. O zaman beyin afallıyor. Diyor ki; orası da gerçek burası da gerçek, o zaman her şey relatif. Şu an burada bir bilinçle oturuyoruz ya. Az önce fotoğrafları çektiğimiz odaya gittiğini düşün. Kapıyı açıyorsun ve burada benimle röportaj yaptığını düşünürken aslında orada uyduğunu görüyorsun. Olay bu.

Peki olacakları önceden gördüğünüz rüyalar? Yakın zamanda gördünüz mü hiç?

Onlar her zaman olmuyor. Senaryoyu yazarken gördüm. Hindistan’da çok sevdiğim arkadaşımın mahallesindeyim. Koşuyorum, ileride bir öküz var, ona çarpıp düşüyorum. Koşup eve geliyorum, kapıyı biri açıyor ve “Artık burada oturmuyorsunuz” diyor. Sıkıntıyla uyandım, Facebook’u açtım. O arkadaşımın resmini gördüm, tam “Kuzuuum” yazacakken, baktım, “Huzur içinde yat” yazıyor sayfasında. Motosikletiyle öküze çarpmış ve ölmüş.

Günlük hayatınızda nasıl bir yeri var şimdi rüyalarınızın?

Her gördüğüm rüya çıkmıyor. Kıçın açıkta kalmış derler ya, öyle rüyalar da oluyor. Seni korkutan bir şey yaşıyorsun, hemen yansımasını görüyorsun; aç yatıyorsun, pasta görüyorsun. Farklı rüya türleri var. Yıllar içinde o türleri anlamaya başlıyorsun. Yola çıkacağım diyelim ki, gideceğim yerde çok yağmur yağdığını görüyorum, uyanınca ne hissettiğime bakıyorum, eğer çıkacağını hissedersem
“Yarın giderim” diyorum.

Başkalarının düşüncelerini okumak gibi şeyler?

Dikkatimi ona vermiyorum. Dikkatini verirsen görürsün, duyarsın. Hiç kimsenin işine karışmayacaksın. Bana ne onun ne düşündüğünden? Fanatizm yani bir şeye odaklanıp onu bırakmamak çok kötü bir şey. Batıl inanca dönüşür. Bu dünyadayız, işimiz gücümüz var, abartmamak lazım. Rüya gördün, edinmen gereken tecrübeyi edindin yola devam et. Fazla karıştırmak, içinde debelenmek doğru değil.

“Ya ölecektim ya da kendime gelecektim”

Bu özelliklere kötüye de kullanılabilir değil mi? Kumarda para kazanmak gibi…

Bir yere gelmek için emek harcarken bir olgunlaşma yaşıyorsun; çalışmayı, mütevazı olmayı öğreniyorsun. Ben bunu fark ettim ve “Aman yarabbim, beni hazır etmeden sakın tuhaf durumlara sokma” dedim. Yıllardır çalışıyorum. Kısa yolu seçersen o parayı da tutamazsın elinde.

Filmde akıl hastanesinde geçirdiğiniz günleri anlatan bölüm çok etkileyiciydi…

En korktuğum şey oydu, o da oldu. Ama başka çarem yoktu. Kendimi sorgulamak zorundaydım. Her şeyi denemiştim. Ya ölecektim ya da kendime gelecektim. Bir süre kendi kendime takıldım orada. Sonra hastalarla eğlendim, dans falan ediyorduk. Haftalarca kaldım. Sonunda “Hiçbir şeyiniz yok” dediler.

İpek S.:“360 derece farkındalık” deniyor raporunda.

Algılarınızın daha az açık olmasını diler miydiniz?

Yok, böyle güzel. İnişleriyle çıkışlarıyla…

About admin

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir